KAN
Yaşam için gereken maddelerin bir yerden bir yere taşınmasında difüzyon ile yetinemeyen ve bu nedenle bir kan dolaşımı sistemine ihtiyaç duyan hayvanların (tüm omurgalılarla omurgasızların çoğu) kalplerinden damarlar aracılığıyla tüm vücuda pompalanan vücut sıvısıdır. Erişkin bir insanda yaklaşık beş litre kadar kan vardır. Bunun yarısı plazmadır, öteki yarısını da kan hücreleri (eritrositler veya alyuvarlar, lökositler veya akyuvarlar, trompositler) oluşturur.
KANIN İŞLEVİ
Kan, dolaşımı nedeniyle, birbirinden farklı işlevleri üstlenir:
- Solunum işlevi: Oksijeni akciğerlerden dokulara taşırken, dönüşte de dokulardaki susuz karbonu dışarıya atılmak üzere götürür.
-
Beslenme işlevi: Sindirim sonunda barsağın emdiği ya da organizmanın
kendi kendine yaptığı besleyici maddeleri hücrelere ulaştırır.
- Boşaltım işlevi: Hücresel metabolizma sonucu açığa çıkan
artıkların boşaltım organlarına (özellikle böbrekler) gitmesini sağlar.
- Koruma ve savunma işlevi: Enfeksiyonlara karşı savaşımda ve bağışıklık tepkimelerinde rol alan birçok hücreyi içerir.
- Beden sıvısı dengesini sağlama işlevi: Organizma tarafından
salgılanan hormon ve enzim gibi maddelerin metabolizma tepkimelerinde
ve bireşim olaylarında biyokatalizörler gibi seçici olarak araya
girmesini sağlar.
- Sıvı-mineral dengesini (su ve elektrolitler) ve kimyasal dengeyi (asit baz) sağlama işlevi
- Sıcaklık düzenleme işlevi: Derin dokulardaki ısıyı ve suyu, bedenin yüzeyine doğru taşıyarak etkisiz kılar.
- Atardamar basıncını (tansiyon) düzenleme işlevi.
KAN HASTALIKLARI
Kanda üç tip hücre bulunduğu için kan hastalıkları da başlıca üç
grupta incelenir. Kan hücrelerinin sayısı yaşa, günün saatlerine,
mevsime, karnın aç ya da tok olmasına ve başka koşullara bağlı olarak
dar sınırlar içerisinde değişebilir. Ama bu hücrelerin herhangi bir
türünde büyük bir artış ya da azalma olması bir hastalık belirtisidir.
Kansızlık ya da anemi; adı altında toplanan hastalıklar
alyuvarlarla ilgilidir. Bu tip hastalıklarda alyuvarların ya sayısı az
ya da biçimleri bozuk olduğundan dokulara yeterince oksijen taşınamaz. Akdeniz kansızlığı ile orak hücreli kansızlık, genetik yapıdaki
bozukluklardan kaynaklanan kalıtsal hastalıklardandır. Hemolitik
kansızlıkta ise parçalanan alyuvarların yerine eşit sayıda yeni hücre
yapılamaz. Kalıtsal olmayan kansızlıklar hastaya kan vermekle ve çeşitli ilaçlarla tedavi edilebilir.
Polisitemi denen hastalıkta ise kansızlığın tersine alyuvar sayısı
olağandan çok artmıştır. Hasta baş ağrısından, baş dönmesinden ve
kaşıntıdan yakınır. Bu durumda da koldaki toplar damarlardan kan almak
ve ilaç tedavisi uygulamak gerekir. Akyuvarlarla ilgili kan hastalıklarının bir bölümü lösemi ya da kan
kanseri adı altında toplanır. Bu hastalıklarında birçok değişik tipi
vardır. Bazılarına özellikle çocuklarda, bazılarına ise erişkinlerde
rastlanır.
Üçüncü grup, trombositlerle ve pıhtılaşma bozukluklarıyla ilgili
kan hastalıklarını kapsar. Trombositlerin iyice azalmasından ileri
gelen ve deri altındaki kanamalar nedeniyle vücutta yer yer morarma
gösteren hastalıklar kan nakli ve ilaçla tedavi edilir. Kalıtsal bir hastalık olan hemofilide ise trombositlerle hiçbir
sorun yoktur, ama kanın pıhtılaşması için gerekli olan maddelerden biri
eksiktir.
KANSIZLIK
KANSIZLIK HASTALIĞI NEDİR?
Kandaki hemoglobin miktarının anormal derecede azaldığı ve buna bağlı
olarak da kanın oksijen taşıma yeteneğinin son derece düştüğü bir
hastalık türü olan kansızlığın diğer adı da anemidir. Bu hastalar
kendilerini bitkin, yorgun hissederler, sık sık solukları kesilir,
renkleri soluktur, nabızları da hızlıdır.
KANSIZLIK HASTALIĞININ KENDİ ARASINDAKİ ÇEŞİTLERİ
Kansızlığın birçok çeşidi vardır. Bunların en önemlileri aşağıda
açıklanmıştır. Demir noksanlığına bağlı kansızlıkta alyuvarlar normale
oranla daha küçük ve daha soluk renklidir. Bu çeşit kansızlığa yol açan
başlıca nedenler yetersiz beslenme –özellikle gebelik sırasında yeterli
demir alınmaması-, besinlerle alınan demirin barsaklardan yeterince
emilememesi, uzun zamandan beri devam eden kan kayıpları (mide-barsak
kanalı kanamalarında ya da şiddetli adet kanamalarındaki gibi)dır.
Tedavide vücudun gereksinim duyduğu demirin sağlanması kesinlikle
gereklidir. Zaman zaman kan verilmesine bile gereksinim duyulabilir.
Megaloblastik anemide alyuvarlar normalden daha büyüktür. Bu durum
besinlerle yeterince B12 vitamini veya folik asidin alınmaması
sebebiyle ortaya çıkmış olabilir veya bu duruma yol açan şey,
pernisiyöz anemidir. Pernisiyöz anemili kimseler besinlerle alınan ve
alyuvar yapımı için kesinlikle gerekli olan B12 vitamininden
yararlanamazlar. Çünkü bunun barsaklardan emilebilmesi için gerekli
olan ve intrinsik adı verilen faktör, mide tarafından salgılanamaz.
Hastanın yaşamını sürdürebilmesi için devamlı olarak B12 vitamini
zerkleri yaptırması gerekir. Aplastik anemide bazı belirli ilaçların,
zehirlerin ya da radyoaktif ışınların etkisi nedeniyle kemik iliği
yeterli sayıda alyuvar yapamaz. Tedavisinde kan verilir ve erkeklik
hormonlarından yararlanılır. Hemolitik anemide alyuvarların yaşam
süreleri normale göre azalmıştır. Bu durum alyuvarların ileri derecede
nazik ve kolay zedelenebilir olmalarına ya da kandaki bazı antikorlara
bağlıdır. Hemolitik anemilerin bir çeşidi olan orak hücreli anemide
anormal bir hemoglobin yapımı söz konusudur. Kalıtsal olan bu hastalık,
özellikle zencilerde çok görülmektedir. Son olarak, aralarında romatoid
artrit, kronik enfeksiyonlar ve üremide bulunan birçok hastalık;
alyuvar yapımını azaltarak kansızlığa neden olabilmektedir.
KANSIZLIK HASTALIĞI NASIL MEYDANA GELİR?
Kansızlık hastalığı diyetinizdeki demir eksikliğinden kaynaklanır,
çünkü demir hemoglobin yapımı için gereklidir. Diyetinizdeki vitamin
B12 veya folik asit eksikliği de kansızlığa neden olabilir çünkü onlar
hemoglobini taşıyan kırmızı kan hücrelerinin yapımına yardımcı
öğelerdir. Orak hücreli kansızlık gibi kalıtsal hastalıklar kırmızı kan
hücrelerini zayıf ve daha az oksijen taşıyabilir yapar ve kırmızı kan
hücreleri mikroplar, ilaçlar ve diğer hastalıklarla zarar görebilirler.
Kansızlık ayrıca kanama, kanser ve lösemi hastalıkları tarafından da
oluşabilir.
50 yaşın üzerindeki insanların kansızlıktan korunabilmeleri için
her gün yaklaşık 10 miligramlık demire ihtiyaçları vardır. Özellikle
tek başına yaşayan az iştahlı daha yaşlı kişilerde demir ve vitamin B12
noksanlığına bağlı kansızlık hastalığı riski fazladır. Alkolikler ve
fazla içki içen kişilerde folik asit noksanlığı artabilir. Zenci
insanların %1’i orak hücreli kansızlık hastalığına sahiptir.
KANSIZLIK HASTALIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?
Belirtiler şunlardır:
- Yorgunluk, cansızlık
- Benzin, avuç içinin, diş etlerinin, gözlerin ve tırnak diplerinin solgunluğu
- Bilinçsizlik, nefes darlığı, hızlı kalp atışları ve göğüs bölgesinde acılar,
- Sarılık hastalığı (eğer kansızlık kırmızı kan hücrelerinin bozunumuna sebep oluyorsa).
KANSIZLIK HASTALIĞININ TEŞHİSİ NASIL KONUR?
Haliniz kansızlığın belirtisidir ve basit bir kan testi bunu
destekler. İleri kan testleri ve olası bir kemik iliği biyopsisi
nedenin belirlenmesi için gerekli olabilir.
KANSIZLIK HASTALIĞININ TEDAVİ YOLLARI
Genellikle demir eksikliği demir haplarıyla tedavi edilebilir. Yine
aynı yolla B12 veya folik asidi perhiz uygulamaları, hap
uygulamalarının yanı sıra uygulanabilir. Doktorunuz ayrıca size
kansızlık hastalığına neden olan diğer hastalıklarla ilgili tedavi
yolları önerecektir.
KENDİMİZE BAKMA YOLLARI
- Doktorunuzun kansızlığınızın tedavisi ve diğer neden olan hastalıklarla ilgili öğütlerini takip edin.
- Hayatınızın geri kalanında içmek zorunda olabileceğiniz ilaçları gerekli olduğu sürece alın.
- Çok iyi dengelenmiş, çeşitli diyetler uygulayın. Düzenli olarak günde üç veya dört öğün yiyin.
- Eğer tek başınıza yaşıyorsanız yiyeceklerinizin çeşidini, yemeklerinizi arkadaşlarınızla paylaşarak arttırın.
- Eğer bütçeniz el veriyorsa bazı zamanlar dışarıda yiyerek yiyeceklerinizin çeşitliliğini arttırın.
LÖSEMİ
LÖSEMİ HASTALIĞI NEDİR?
Bu hastalık grubunun bir adı da kan kanseridir. Çünkü öbür kanser
türleriyle aynı özellikleri gösteren bu hastalıklar, vücuttaki bütün
iri kemiklerin iç boşluğunu dolduran ve kan yapımında sorumlu olan
kemik iliğinde gelişir...
Hastalık uzun bir yıldan sonra daha kötüye gider. Kanserin yavaş
gelişen türü bir insanın ölümüyle sonuçlanmayabilir. Doğrusu lösemili
hastaların çoğunluğu diğer nedenlerden dolayı yaşamını yitirir.
Lösemi hastası olanların %90’ı 50 yaşın üzerindedir. Kadınlardan çok erkek bireylerde daha sık görülür.
LÖSEMİ HASTALIĞININ KENDİ ARASINDAKİ ÇEŞİTLERİ
Lösemi adı altında toplanan hastalıkların birçok değişik tipi vardır.
Ama hepsinin ortak özelliği kandaki akyuvarların denetlenemeyecek
şekilde çoğalmasıdır. Bu çoğalan akyuvarlar hem vücudu mikroplara karşı
savunmayacak duruma gelir, hem de alyuvarla trombositler gibi öbür kan
hücrelerinin görevini aksatır. Normal olarak 1mm3 kanda 5 milyon kadar
alyuvar ve 4000-11000 arasında akyuvar bulunur. Oysa lösemide 1mm3
kandaki akyuvar sayısı 1 milyona kadar yükselebilir.
Lösemide hangi akyuvar türü aşırı çoğalarak kanserleşme özelliği
gösteriyorsa hastalık da o akyuvarın adıyla tanımlanır. Örneğin
lenfosit lösemisi (lenfositik lösemi), bir akyuvar türü olan ve lenf
sisteminde bulunan lenfositleri, yani lenf hücrelerini etkiler. Akut
lenfosit lösemisi çocuklarda en çok görülen lösemi tipidir. “Akut”
terimi, tedavi edilmediğinde birkaç hafta ya da birkaç ay gibi kısa bir
sürede ölümle sonuçlanabilen hastalıklar için kullanılır. Lenfosit
lösemisi erişkinlerde de görülür, ama bu durumda hastalık kronik ya da
süreğendir; yani yavaş yavaş gelişir ve hasta uzun yıllar yaşayabilir.
Löseminin en yaygın ikinci türü olan granülosit ya da miyeloblast
lösemisi ise erişkinlerde çocuklarınkinden daha sık görülür.
LÖSEMİ HASTALIĞI NASIL MEYDANA GELİR?
Lösemili hücreler lenf düğümlerinde ve vücudun diğer bölgelerindeki
akyuvarların sayısının artmasından ileri gelir ve vücudun geri kalan
hücrelerinin mikroplarla mücadele etme yeteneğini azaltır. Lösemili
hücreler ayrıca lenf düğümlerinden kan dolaşımına karışabilir ve bu da
lösemili hücrelerin dalağa, karaciğere ve vücudun diğer organlarına
yerleşmesine neden olabilir.
Lösemili insanların kemik iliğindeki lenfositiklerin büyük bir
çoğunluğu gerekli olan alyuvarları yapan iliğin bu yeteneğine engel
olabilir. Daha sonra kansızlık, mikrop riskinin artışı ve kanama gibi
problemlere sebep olabilir. Kronik lenfositik löseminin tam olarak
nedeni bilinememektedir.
LÖSEMİ HASTALIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?
Lösemi hastalığının genelde çok az belirtisi vardır. Bazı insanlarda hastalığın ilk işaretleri şunlardır:
- Boyundaki, kol ile omuzun birleşme noktasındaki veya kasıktaki lenf düğümlerinin genişlemesi,
- Karın boşluğunun sol üst kısmında, genişleyen dalaktan bir doluluk hissi,
- Kansızlık
- Temizlenemeyen bir mikroplanma,
- Genel bir yorgunluk,
- İştahsızlık
- Kilo kaybı
- Ateş
- Geceleri aşırı terleme
LÖSEMİ HASTALIĞININ TEŞHİSİ NASIL KONUR?
Bazen başka bir nedenle yapılan kan testinin sonucunda fark
edilebilir ve anormal derecede yüksek bir lenfositik sayımı tespit
edilir.
İnsanlar yorgunluktan, lenf düğümlerindeki şişliklerden şikayetçi olabilir veya düzenli ve sık mikrop kaptığını gözlemler.
LÖSEMİ HASTALIĞI NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Hastalığın ön safhalarında tedaviye ihtiyacınız olmayabilir.
Tedaviye lenf düğümleriniz, dalağınız ve karaciğeriniz aşırı
genişlediğinde veya hastalığın ciddiyetinin artığını gösteren
işaretlerden sonra ihtiyaç duyulur. Doktorunuz sizi düzenli olarak
kontrol etmek ister.
Tedaviye ihtiyacınız olduğu zaman doktorunuz yüksek sayıdaki lenfositlerin sayısını düşürmek için kemoterapi uygulanır.
Löseminin tedavi edilebilir hastalıklar arasına katılması çağdaş tıp
biliminin çarpıcı başarılarından biridir. Günümüzde, lösemili
çocukların yarıdan çoğu iyileştirilebilmektedir. Aslında kanser grubu
hastalıklar çocuklarda çok sık görülmez; ama, çocukluk çağında ortaya
çıkan her üç kanser olayından biri akut lösemidir ve tedavi
edilmediğinden ölümle sonuçlanır.
Hastalığın tedavisinde güdülen amaç kandaki akyuvar sayısını
azaltmaktır. Böylece bir şey ameliyatla yapılamayacağından, lösemi
tedavisinin temeli kanser önleyici ilaçların kullanımına dayanır.
Kemoterapi denen bu ilaçla tedavi yöntemi çoğu kez radyoterapi ile
(ışın tedavisiyle) desteklenir; yani hücre çoğalmasını durdurmak için
hastalıklı dokulara belirli dozda X ışınları uygulanır. Değişik lösemi
tiplerine uygun ilaçların seçilmesi, verilecek ilaç dozunun özenle
saptanması ve tedavi süresinin iyi ayarlanması iyileşme oranın büyük
ölçüde arttırmıştır.
Bu yoğun tedavi hastayı çok sarsabilir, ama çoğu zaman başarıyla
sonuçlanır. Bazı olaylarda hastalık bir süre sonra yeniden ortaya
çıkar; bu durumda tedavinin yinelenmesi gerekir.
Kemik iliği nakliyle tam olarak iyileşen hastaların sayısı gün geçtikçe
artmaktadır. Bu tedavi yöntemi genellikle akut ve ölümcül lösemi
türlerine yakalanmış olan ya da ilaçla iyileşmeyen çocuklara uygulanır.
Kemik iliği nakli, ilkesel olarak kan nakline benzemeyen bir cerrahi
yöntemidir. Önce hastanın kemik iliğindeki kanserli hücreler
parçalanarak yok edilir. Sonra, genellikle hastanın yakın bir
akrabasından alınan sağlıklı kemik iliği vücuda şırınga edilir. Bu yeni
ilik, kemiklerin ortasındaki boşluklara yerleşir ve eğer bir doku
uyuşmazlığı olmazsa sağlıklı akyuvarlar üretmeye başlar.
Bütün doku ve organ nakillerinde olduğu gibi, kemik iliği naklinde de
lösemili hasta ile vericinin kemik iliği hücrelerinin mutlaka uyuşması
gerekir. Yoksa, lösemili hastanın bağışıklık sistemi bu yeni hücreleri
yabancı madde olarak kabul edeceği için “reddeder”; yani tıpkı
mikroplara ve vücuda giren öbür yabancı maddelere yaptığı gibi ilik
hücrelerini de parçalayıp öldürür. Daha da kötüsü, vericiden alınan
yeni hücreler hastanın kendi hücrelerine saldırabilir. Bu sorun
özellikle yaşlı hastalarda çok sık görüldüğünden, 50 yaşın üstündeki
lösemi hastalarına çok ender olarak kemik iliği nakledilir. Günümüzde,
her üç hastadan yalnızca birine kemik iliği nakli için uygun bir verici
bulunabilmektedir.
Lösemililerin bağışıklık sisteminin, kendi ilik hücreleriyle tam özdeş
olmayan yeni hücrelere karşı şiddetli bir tepki vermesini engellemek
üzere araştırmalar sürdürülüyor. Bilim adamları, vericilerin kemik
iliğindeki bazı özel hücreleri ayırarak bu bağışıklık tepkilerinin
önlenebileceğine inanıyorlar. Ama bu tür araştırmalar kuşkusuz çok uzun
zaman alır. Gene de, kemik iliği nakli günümüzde bir çok lösemi
hastasına iyileşme umudu vermiştir.
KENDİMİZE BAKMA YOLLARI
Reçetesiz ürünler veya diğer tedavi yolları gibi yolları uygulamadan önce doktorunuzla irtibat kurun.
Dengeli beslenmeye devam edin ve düzenli olarak eksersiz yapın.
Eğer boğazınızda bir ağrı acınız veya ateşiniz varsa öğütleri için
doktorunuzu arayın. Ani tedaviye ihtiyacınız olabilir.
Düzenli check-up'lar yapmak ve doktorunuzun kendinize nasıl bakmanız gerektiği konusundaki öğütlerini takip etmeniz çok önemli.
HEMOFİLİ
HEMOFİLİ HASTALIĞI NEDİR?
Hemofili, kanın pıhtılaşmasının yeterli olmaması ile karakterli, doğumsal bir hastalıktır.
Kanın pıhtılaşması, trombosit adı verilen bazı hücrelerle
pıhtılaşma faktörü denenprotein yapısındaki bazı maddeler yardımıyla
oluşur. Herhangi bir yerimiz kesildiğinde veya yaralandığında
trombositler bir araya gelerek bir tıkaç oluştururken, pıhtılaşma
faktörleride pıhtının meydana gelmesini sağlar. Kanayan bölgeyi örten
pıhtı kanamayı önler.
Pıhtılaşma faktörlerinden herhangi biri eksik olursa pıhtılaşma olayı aksar ve kanama uzun süre devam eder.
Hemofilik çocukların çoğunda 8. faktör eksiktir. Bu hastalığa
Hemofilik-A denir. Eğer 9. Faktör eksik ise hastalığın adı
Hemofili-B’dir. Oldukça nadir görülen faktör 11 eksikliğine ise
Hemofili-C adı verilir.
HEMOFİLİ HASTALIĞI NASIL OLUŞUR?
Hemofili kalıtsal bir hastalıktır. Bulaşıcı değildir. Çocuklara
kendi ebeveynlerinden iletilmektedir. Hamileyken alınan herhangi
bir ilaç, stress ya da herhangi bir enfeksiyonun hastalığın ortaya
çıkmasında rolü yoktur. Nasıl saç rengi, göz rengi, burun şekli gibi
özellikler anne ve babadan çocuğa iletilirse hemofili hastalığı da
ebeveyninden erkek çocuğuna bu şekilde geçmektedir.
Hemofilik hastalarda faktör 8 veya 9 eksikliği doğumdan itibaren
mevcuttur. Bunun nedeni dişi cinsiyet kromozomunda faktör yapımında
görevli bölgelerde gen kusuru nedeniyle karaciğerde faktörün
yapılamamasıdır. Hemofili hastalarının hemen hemen tamamı erkektir. Bir
kız çocuğunda hemofili hastalığının çıkabilmesi için annesinin hemofili
taşıyıcısı, babasının da hemofili hastası olması gerekir. Hemofilik bir
baba sağlıklı bir kadınla evlendiklerinde kız çocukları taşıyıcı olacak
ve kendi erkek çocuklarına bu hastalığı geçirmeyecektir. Hemofilili
çocukların %70’inde anne tarafının erkek bireylerinde (çocuğun
dayısında, erkek kardeşlerinde, teyzesinin erkek çocuklarında) aynı
hastalık vardır. Ancak az sayıda hemofilikte ailede benzer birey
yoktur. Bu hastalara hemofili anne tarafından geçmemiş, çocuk
genlerinde nedenini bilemediğimiz yeni bir bozukluk oluşmuştur. Artık
bu bozukluk bir sonraki kuşağa aktarılacaktır.
HEMOFİLİ HASTALIĞININ BELİRTİLERİ
Hemofili hastalığının belirtileri çok değişkendir. En tipik kanama
şekli eklem içine kanamalardır ve eklemlerde ağrılı şişlikler
oluşmaktadır. Bazı hastalarda her kesik ve yaralanma sonrası geç
başlayan, uzun süreli sızıntı tarzında kanamalar gözlenirken,
bazılarında ağır yaralanmalar veya operasyonlardan sonra kanmalar
görülmektedir. Hastaların bir bölümü ise erişkin yaşlara kadar belirti
vermeden gizli kalabilirler.
Hemofili hastalarında çeşitli yaş gruplarında, değişik şekillerde kanamalar görülmektedir.
Doğum sonrasında; göbek kordonundan kanama, deri altına veya beyin içine kanama olabilir.
Süt çocukluğu döneminde; iğne veya aşı yapılan yerlerde morarma ve
şişme, kesilen yerin uzun süre kanaması, yürümeye başlamasıyla çarpılan
diz veya dirsek eklemlerinde ağrılı şişmeler, kendiliğinden oluşan veya
darbelerden sonra gelişen deri morarmaları, diş etlerinde veya burunda
uzun süren kanalar gözlenir.
Okul çocuklarında; darbelere ve çarpmalara bağlı olarak eklem içine
kanama olur. Kanamalar en sık diz, dirsek, ayak bilekleri ve omuz
eklemlerindedir. Bu eklemlerde ağrılı, sakat bırakabilen şişlikler
oluşur.
Diş çekimi, bademcik ameliyatı gibi küçük operasyonlar ve sünnetten
sonra gelişen kanamalar (bu tip kanamaların işlemden hemen sonra
değilde saatlerce sonra sızıntı tarzında başlaması tipiktir) saptanır.
Kız çocuklarının adet kanaması erken başlar ve uzun sürer.
Tekrarlayan idrar yolları veya mide-barsak kanamaları gözlenebilir.
Kendiliğinden veya darbeler sonrası gelişen beyin kanamaları olabilir.
HEMOFİLİ HASTALIĞININ TEDAVİ YOLLARI
Hemofili hasta birçok uzmanlık dalının birlikte çalışmasıyla normal
yaşamını sürdürebilir. Bu uzmanlık dallarından biri de fizik tedavi ve
rehabilitasyon uzmanlığıdır. Fizik tedavide verilen egzersizlerle
eklemin hareket yeteneği, kas gücü artar, kaslar birbiri arsında uyumlu
çalışır ve şekil bozuklukları önlenir. Verilen egzessizler; çocuğa ve
ailesine anlatılır, önemi belirtilir, karşılıklı yapılarak hastanın
korkusunun atılması ve kendine güvenini kazanması sağlanır. Bunları
yapan çocuk yeterli motor aktiviteyi kazanır, spor aktivitesine
başlayabilir ve psikolojik yönden de desteklenir.
Akut Devre Tedavisi:
- Hematoloji uzmanının önerdiği şekilde faktör verilir.
- Bölgesel tedavi yapılır. Bu tedavinin amacı: Kanamadan dolayı dokunun zarar görmesini önlemek veya zararı hafifletmektir.
İstirahat Tedavisi: Kanamanın biran önce rezorprsiyonuna (emilmesini)
sağlamak, daha fazla kanama riskini azaltmak için uygulanır. Kanamanın
yeri ve büyüklüğüne göre basınçlı sargı ve flaster ile en iyi fonksiyon
ve rahat pozisyonda yapılır. Eklemin pozisyonu derece derece
düzeltilerek sertleşmesi önlenir. Bu hastalar istirahat sonrasında
kesinlikle dizlerinin altına yastık koymamalıdır. Konduğu takdirde
eklemde hareket kısıtlılığı ve düzensizlik gelişir. İstirahatın süresi
dikkatle ayarlanmalıdır. Erken hareket daha fazla kanamaya neden
olurken, uzun süreli hareketsizlik de, eklemin tamamen hareketsiz
kalmasına neden olur. İsrirahatın süresi ağrı ve şişliğin azalmasına
göre ayarlanır.
Soğuk Uygulama Tedavisi: Ağrıyı, kas setliğini, metabolizmayı, şişliği
azaltır, dolaşımı düzeltir. Kanamayı takiben ilk 48-72 saatte
uygulanabilir. Uygulama, soğuk paket şeklinde veya evde kolaylıkla
hazırlanabileceği şekilde buzu kırıp naylon torbaya koyarak veya suyu
sıkılmış ıslak havluyu buzdolabının buzluk kısmında beklettikten sonra
15 dakika süreyle kanama olan bölgeye konarak yapılır. Bölgenin ısısı
arttıkça bu işlem gün boyunca tekrarlanır. Bu devrede sıcak uygulama
yasaktır.
Splint Tedavisi: Hareketin korunmasına ve şekil bozukluğunun
oluşmasının önlemesine yardımcı olur. Günboyunca dinamik, gece boyunca
statik splint kullanılması en uygundur. Süresi hastanın durumuna göre
ayarlanır. Isıtıcılı splint kullanılmamalıdır.
Egzersizle Tedavi: Harekete başlamak için faktör 8 seviyesinin istenen
düzeye gelmesi, şişliğin sabit kalması veya azalmaya başlaması
gereklidir. Bu, diz çevresi ölçümüyle de anlaşılabilir. Kanamanın
olduğu bölgeye izometrik egzersiz, üstündeki ve altındaki ekleme kronik
egzersizler uygulanmalıdır. İzometrik egzersize ağrı toleransı içinde
başlanır. Kontrolu, hasta tarafından yapılan bir egzersizdir. Bu
şekilde kasın kasılıp, gevşemesi bir tür pompalama hareketi yaptırır,
beslenme düzenlenir, bağların gücü, elastisitesi, kemik mineralizasyonu
artar.
KAN UYUŞMAZLIĞI
Bazı insanların alyuvarlarında, ilk defa Rhesus maymunun kanında
tespit edilen bir özel protein daha bulunur. Alyuvarında bu Rh proteini
bulunan kana Rh (+), bulunmayan kana Rh (-) kan denir.
Kan naklinde verilen kanın alyuvarındaki antijenine, kan alan
kişinin plazmasındaki antikoruna bakılır. Meselâ A grubu kan B grubu
kanı olan birine verilirse A antijeni (alyuvardaki özel protein), B
grubu kanın plazmasında oluşan anti-A antikoru tarafından çökertilir
(aglütinasyon).
Rh negatif bir anne, Rh pozitif bebeğe hamile kalırsa bebeğin kanı
plasenta aracılığıyla bir miktar anne kanına karışır. Anne karnındaki
bebeğin kanındaki Rh antijenine karşı antikor teşekkül eder. fazla
antikor teşekkül etmediği için genellikle ilk çocuk sağlıklı doğar,
ikinci hamilelikte bebek yine Rh (+) olursa anne kanında fazla miktarda
antikor oluşacağından bebek kanı çökelir (aglütinasyona uğrar), bebek
ölü doğar veya doğduktan sonra kanı değiştirilmezse ölebilir
(eritroblastozis fetalis).
Anne rr, çocuk Rr’dir. Anne baba RR veya Rr’dir. Eğer RR olursa kan
uyuşmazlığı ihtimali %100 olur. Baba Rr olursa negatif kan gruplu çocuk
çıkabileceğinden kan uyuşmazlığı ihtimali %50 olur.
KAN ÜRÜNLERİNE BAĞLI GELİŞEN HASTALIKLAR
1.AIDS: Aslında AIDS hastalığına neden olan virüs ile hemofili
hastalığı arsında direkt bir ilişki yoktur. Hemofilili kişilerde bu
hastalığa yatkınlık yoktur. Ancak şüpheli kan ürünlerinden bu
hastalığın bulaşma riski vardır. Ancak yurdumuzda kan bankalarında
düzenli kontroller yapılmaktadır. Piyasada satılan faktör ilaçlarından
bu hastalığın bulaşma riski, modern temizleme metotları sayesinde yok
denecek kadar azaltılmıştır.
2.BULAŞICI SARILIK(HEPATİT-B, HEPATİT-C): Söz konusu virüsler kronik
karaciğer hastalığı ve siroza neden olmaktadır. Hepatit-B’ye karşı
etkili ve güvenli bir aşı bulunmaktadır. Tüm hemofili hastalarının tanı
konur konmaz aşılanmaları hayati önem taşımaktadır.
Hepatit-C ise daha tehlikeli bir virüstür. Aşısının bulunmaması
önemli bir dezavantajdır. Son yılların modern teknolojileriyle virüsün
tahrip edilmesi mümkün olduğundan ve vericilerde HCV taraması
yapıldığından modern faktör konsantreleriyle bulaşma riski çok azdır.

|