|
Yazar Medicine Cube Editor
|
|
Perşembe, 22 Mart 2007 |

"Biyomalzeme bilimi"nde, biyolojik sistemlerle etkileştiğinde uyum sağlayabilecek yeni malzemelerin geliştirilmesi için yoğun çaba harcanmakta. Biyomalzemeler, insan vücudundaki canlı dokuların işlevlerini yerine getirmek ya da desteklemek amacıyla kullanılan doğal ya da sentetik malzemeler olup, sürekli olarak veya belli aralıklarla vücut akışkanlarıyla (örneğin kan) temas ederler. Bilimsel anlamda yeni bir alan olmasına karşın, uygulama açısından biyomalzeme kullanımı tarihin çok eski zamanlarına kadar uzanmakta. Mısır mumyalarında bulunan yapay göz, burun ve dişler bunun en güzel kanıtları. Altının diş hekimliğinde kullanımı, 2000 yıl öncesine kadar uzanmakta. Bronz ve bakır kemik implantlarının kullanımı, milattan önceye kadar gitmekte. Bakır iyonunun vücudu zehirleyici etkisine karşın 19. yüzyıl ortalarına kadar daha uygun malzeme bulunamadığından bu implantların kullanımı devam etmiş. 19. yüzyıl ortasından itibaren yabancı malzemelerin vücut içerisinde kullanımına yönelik ciddi ilerlemeler kaydedilmiş. Örneğin 1880'de fildişi protezler vücuda yerleştirilmiş. İlk metal protez, vitalyum alaşımından 1938'de üretilmiş. 1960'lara kadar kullanılan bu protezler, metal korozyona uğradığında ciddi tehlikeler yaratmış. 1972'de alumina ve zirkonya isimli iki seramik yapı herhangi bir biyolojik olumsuzluk yaratmaksızın kullanılmaya başlanmış, ancak inert yapıdaki bu seramikler dokuya bağlanamadıklarından çok çabuk zayışamışlar. Aynı yıllarda Hench tarafından geliştirilen biyoaktif seramikler, (örneğin biyocam ve hidroksiapatit) ile bu problem çözülmüş bulunuyor.
|
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 24 Mart 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Medicine Cube Editor
|
|
Perşembe, 22 Mart 2007 |
KAN
Yaşam için gereken maddelerin bir yerden bir yere taşınmasında difüzyon ile yetinemeyen ve bu nedenle bir kan dolaşımı sistemine ihtiyaç duyan hayvanların (tüm omurgalılarla omurgasızların çoğu) kalplerinden damarlar aracılığıyla tüm vücuda pompalanan vücut sıvısıdır. Erişkin bir insanda yaklaşık beş litre kadar kan vardır. Bunun yarısı plazmadır, öteki yarısını da kan hücreleri (eritrositler veya alyuvarlar, lökositler veya akyuvarlar, trompositler) oluşturur.
|
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 22 Mart 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Medicine Cube Editor
|
|
Çarşamba, 21 Mart 2007 |
TANIM
- Dokuların ihtiyacı olan metabolik substratların ve oksijenin karşılanamaması sonucu ortaya çıkan ve doku perfüzyon bozukluğu ile seyreden akut bir durumdur
- Yetersiz perfüzyon uzun süre devam ederse çeşitli metabolik ve sistemik cevaplar ortaya çıkar
- Epidemiyoloji
- Hastaneye yatan çocuk ve erişkinlerin % 2’sinde şok tablosu gelişir
- Mortalite oranı % 20-50 arasında değişmektedir
- Bir çok hasta şokun akut hipotansif fazında ölmezler, çoğunlukla şok durumu ile ilişkili olarak bir veya birden fazla organ tutulumu sonucu ölürler
- Multiple organ etkilenmesi mortaliteyi artırır
- Bir organ tutulumu mevcudiyetinde mortalite oranı % 25, iki organ tutulumunda % 60 ve üç veya daha fazla organ tutulumunda ise % 85 ve üzerindedir
- Patofizyoloji
- Yetersiz doku perfüzyonu sonucu gelişen hipoksik ve iskemik zararlanma tetik çekici faktördür
- Bu tetik çekici faktörler sayesinde çeşitli mediatörlerin salınımı olur
- Şok sırasında immün sistemin aracılık ettiği yanıtda meydana gelebilir, özellikle septik epizodlarda bu durum daha sık görülür, buna sistemik inflamatuvar cevap sendromu (SİRS) denir
- SİRS viral ve bakteriyel enfeksiyonlardan sonra sepsis ve ciddi şok riskini arttırır
- Hipotansiyon geç dönem şokun bulgusudur ve bu dönemde mortalite yüksektir
- Buna karşın hipotansiyonu olupda doku perfüzyonunda bir bozukluk yoksa o zaman şok yoktur
|
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 21 Mart 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Medicine Cube Editor
|
|
Salı, 20 Mart 2007 |
 İlk yardım nedir ?, ilkyardım uygulamaları, ilkyardımın temel aşamaları, solunumun durması, ağızdan buruna solunum, bebeklerde ve çocuklarda suni teneffüs, yabancı cisimle boğulma, boğulan bebeğe veya çocuğa yardım, suda boğulma, kalp krizi, bilinci kapalı, nefes almayan hasta, bilinci açık hasta, bilinç kaybı, ilkyardım pozisyonu, yaralanma ve şiddetli kanamalar, burun kanamaları, şok, şok nasıl önlenir?, elektrik çarpması, önemli yanıklar, güneş çarpması, kırıklar ve çıkıklar, tespit uygulaması, kırık ön kol, yaralı bacağın sağlam bacağa tespiti, omurga yaralanmaları, zehirlenme, duman, kimyasal madde, gaz zehirlenmeleri, burkulma ve gerilme, göze yabancı cisim kaçması, gözdeki kimyasallar, ilkyardım merkezleri, ambulans hizmetleri hakkında herkesin okuması gereken kapsamlı bir yazı..
|
|
Son Güncelleme ( Salı, 20 Mart 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Medicine Cube Editor
|
|
Pazartesi, 19 Mart 2007 |
- ANTİBAKTERİYEL AJANLAR: Mikroorganizmaların çoğalmasını inhibe eden veya mikroorganizmaları öldüren kimyasal maddelerdir.
- ANTİBİYOTİKLER: Mikroorganizmalardan elde edilen ve bir başka mikroorganizmanın büyümesini inhibe eden bileşiklerdir.
- BAKTERİOSTATİK AJANLAR: Duyarlı bakterilerin çoğalmasını inhibe eden bileşiklerdir.
- BAKTERİSİDAL AJANLAR: Duyarlı bakterileri öldüren antibakteriyel ilaçlardır.
1935’de sülfonamidler
1940’da penisilinler
1942’de tetrasiklin, streptomisin ve kloramfenikol türevleri bulunarak kullanılmaya başlanmıştır.
|
|
Son Güncelleme ( Pazartesi, 19 Mart 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Medicine Cube Editor
|
|
Pazartesi, 19 Mart 2007 |
 Tüberküloz inadina yakalamakta herdite veya predispozisyonun ve agir isin de rolü varsa da bilhassa fena hayat sartlari ve sik sik basile temasin önemi vardir
Solunumla akcigerlere giren basil ilk olarak orada start kompleks denen bir odak husule getirmektedir. Su halde Mantoux veya Pirqet reaksiyonlari basili ile temasa gelmis demektir. Start kompleksin veya pirimer tüberkülozun geçmesinden aylarca veya senelerce sonra tüberkülozun inadinin baslamasina post-pirimer tüberküloz denir. Inadinin yeniden alevlenmesinin sebebi immuni’enin kaybolmasi masif süper enfeksiyonlar veya bir gangliyonun bronsa açilmasidir. Post-pirimer tüberküloz büyük bir ekseriyetle akcigerlerde lokalizedir ve kronik akciger tüberkülozunu teskil eder. Tüberkülozun bu aktif devrinde ates,terleme,zayiflama,istahsizlik ve dermansizlik öksürük , balgam ve hemoptizi gibi semptonlardan bir kismi veya hepsi birlikte mevcuttur ve daima sedimantasyon hizlidir ve C-Reaktif protein kuvvetle pozitivdir.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Medicine Cube Editor
|
|
Pazartesi, 19 Mart 2007 |
GASTROİNTESTİNAL KANAMALAR hakkında detaylı bilgilendirme..
|
|
Son Güncelleme ( Pazartesi, 19 Mart 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Medicine Cube Editor
|
|
Cumartesi, 17 Mart 2007 |
RENAL CELL CARCİNOMA
Renal hücreli karsinoma (renal adenokarsinoma, eski adıyla hypernephroma )’ nın tüm primer renal neoplazmların % 85’ini meydana getirdiği biliniyor. USA’da yaklaşık olarak her yıl 25.000 yeni vaka teşhis ediliyor, yine 10.000 bu nedenle ölüm vakası tespit ediliyor. En sık 55-60 yaşları arasında görülüyor. Erkek/kadın oranı 2/1 dir. Çevresel risk faktörleri sigara dumanı ve cadmiun’a maruziyetide kapsar. Herediter form renal hücreli karsinomalar genel olarak bilateral ve multifokal’dir, bunlar von Hippel-Lindau hastalıklı (retinal ve central nervöz sistem hemanjiomaları, otosomal dominant geçiş ) hastalarda yüksek oranda görülürler. Genetik defekt tarif edilen hastalıkla ilişkilidir. Familial renal kanserli birkaç akrabada kromozomal translokasyon markırlarının 3-8 ve 3-11 kromozom arasında olduğu bulundu. Diğer sitogenetik abnormaliteler kromozom 1,11, ve 17 dedir. Kronik dializdeki end-stage renal hastalıklı hastalarda renal kistik hastalık gelişebilir ve bunlar renal karsinomalar ile bağlantılı olabilir. Renal hücreli karsinomalar proksimal kıvrımlı tübüler epitelden çıkarlar. Hipernefroma teriminin kullanılmaması daha doğru olur.
|
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 17 Mart 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Medicine Cube Editor
|
|
Cumartesi, 17 Mart 2007 |
 Tad ve koku duyuları, bu duyuların reseptörlerini harekete geçiren kimyasal uyaranlara bağlıdır. Buna, kemoduyusal sistem denir. Bu iki duyu, birbirleriyle yakından alâkadardır : Bunların kombinasyonu, aroma duyusunu teşkil eder ve bunlardan birindeki işlev bozukluk, diğerini de etkiler. Kemoduyusal sistem bozuklukları sık olarak görülmesine rağmen, hasta tarafından gözardı edilebilir veyâ bu yöndeki testleri sıkıcı ve vakit kaybı olarak gören bir hekim tarafından atlanabilir. Ne var ki, ciddi bir hastalığın habercisi olabilecekleri ve hastanın özel hayatındaki beslenme, tad alma, şahsi temizlik gibi sahaları etkileyebilecekleri için, bu bozuklukarın isabetli bir şekilde teşhis edilmesi elzemdir. Aynı zamanda bu tür rahatsızlıklar, bozulmuş bir yiyeceği veyâ mutfakta gaz kaçıran tüpü fark edememek gibi, çok ciddi tehlikeleri de bünyesinde barındırmaktadır.
|
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 17 Mart 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|