Medicine Cube - Tıp Forumu Medicine Cube - Tıp Forumu
 
 Kullanıcı Bilgisi ve Önemli Duyurular   
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
20 Kasım 2008, 16:19:27
4756 Mesaj 607 Konu Gönderen: 1792 Üye
Son üye: FAIMIGEXCARGE
Duyurular: Medicine Cube Forumuna Hoşgeldiniz..
Forumda Gezintiye Başlamadan Önce Lütfen Kayıt Olunuz..
+  Medicine Cube - Tıp Forumu
|-+  Kültür - Sanat - Tarih - Biyografi - Şiir ve Dinler
| |-+  Edebiyat
| | |-+  Şiir (Moderatör: m can ugur)
| | | |-+  şiir bölümü açıldı...medicinecube'lü şair ve şiir severler buraya...
  0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 2 3 [4] Yazdır
Gönderen
Konu: şiir bölümü açıldı...medicinecube'lü şair ve şiir severler buraya...  (Okunma Sayısı 8607 defa)
i.h. kılıç
TUSuBASa
Asistan
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 151



Teşekkür Sayısı :30
32 Mesajına Toplam
41 Kere Teşekkür Edildi

Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #45 : 30 Temmuz 2007, 17:16:49 »

''Simsiyah saçların eline gelir
 25ine varmadan keline gelir
 Not boyun aşmazsa beline gelir
 Gövdeyi bi İŞE at,TIPA GELME''

(alıntı)(kesinlikle aynı fikirde değilim.ama şiir güzelmiş:))
Logged

yaraydın gönül yaraydın,her yer karanlık yar aydın.hem ilaçtın hem yaraydın.sırrımı deşip yaraydın.yaraydın gönül yaraydın.yaram yarimdir yarim yaramdır.azığım zehir bineğim gamdır yaram yarimdir yarim yaramdır.
i.h. kılıç Adındaki Üyemize Teşekkür Eden Kullanıcı: ismet ilker (18 Eylül 2007, 22:02:11)
m can ugur
medcan
Global Moderator
Asistan
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 132



Teşekkür Sayısı :16
14 Mesajına Toplam
20 Kere Teşekkür Edildi

Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #46 : 30 Temmuz 2007, 20:39:14 »

ve çok mu zordur ey dünya
dimdik durabilmek çok mu zor?
şu küçük tükenmezler gibi
dimdik durabilmek ayakta

tükenmez insanlarda sevgi
tükenmez insanlarda gerçek
ve sakıncalı da olsa gelecek
insanların güzel günleri...

Uğur MUMCU
Logged

Sözde değil,özde olmalı...
m can ugur Adındaki Üyemize Teşekkür Eden Kullanıcı: fikret Dirilenoglu (30 Temmuz 2007, 20:50:06)
KARAHANLI
Ziyaretçi
« Yanıtla #47 : 30 Ağustos 2007, 14:09:17 »


YA arkadaşlar geçende bi arkadaşım bi şiir göndermiş gerçekten çok beğendim ama ben bu şiiri kimin yazdığını bulamadım şairini bilen varsa cevap atsa çok sevinirim
 
bu şiir ahmet selçuk ilkan a ait biliniyor ama ona ait değil aslında.. bu şiir erzincan eğitim fakültesinde okuyan adıyamanlı bir öğrenciye ait. adı mehmet  soyadını unuttum.hatta cüveyda diye bir şiir kitap çıkarmıştı. maddi durumu iyi olmadığı için bu şiiri ahmet selçuk ilkana satmış.o da parasının sadece bir kısmını vermiş geri kalanını vermemiş. şiirde bir kaç değişiklik yapıp kendi ismini yazmış... dünyada böle olaylar da oluyor işte
Logged
KARAHANLI
Ziyaretçi
« Yanıtla #48 : 30 Ağustos 2007, 14:12:30 »

üst paragrafı sadık bahadırdan(3)  alıntı yapmaya çalıştım beceremedim kusura bakmayın
Logged
techege
Öğrenci
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #49 : 14 Eylül 2007, 20:00:50 »

selam nesli gerçekten güzel bir şiir seçmişsin   ege tıp mı senin ki
Logged
m can ugur
medcan
Global Moderator
Asistan
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 132



Teşekkür Sayısı :16
14 Mesajına Toplam
20 Kere Teşekkür Edildi

Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #50 : 25 Ekim 2007, 21:41:00 »

Çocuklarımıza Nasihat

Hakkındır yaramazlık.
Dik duvarlara tırman
yüksek ağaçlara çık.
Usta bir kaplan
gibi kullansın elin
yerde yıldırım gibi giden bisikletini..
Ve din dersleri hocasının resmini yapan
kurşunkaleminle yık
Mızraklı İlmihalin
yeşil sarıklı iskeletini..
Sen kendi cennetini
kara toprağın üstünde kur.
Coğrafya kitabıyla sustur,
seni "Hilkati Âdem"le aldatanı..
Sen sade toprağı tanı
toprağa inan.
Ayırdetme öz anandan
toprak ananı.
Toprağı sev
anan kadar...

Nazım Hikmet
1928
Logged

Sözde değil,özde olmalı...
mustafa kul
Asistan
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 59



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #51 : 01 Aralık 2007, 21:59:10 »

Kırmızıyı sevdiğini bilseydim
hayallerim kıpkırmızı olurdu

İstanbul hala güneşin ardında
ufuklarında birkaç kara leke
birkaç kan pıhtısı dudaklarında
İstanbul hala sevimli mi sevimli
ve hala bir tomucuk tadında
yürüyelim seninle İstanbul´da

korkusuz bir rüyadır
bekler bizi Beykoz´da, Üsküdar´da
birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü
yenilgisiz bir muamma gibidir
arar buluşmayan ellerimizi
deli rüzgar yine sarhoş, hovarda

tam orada, Çamlıca yokuşunda
birkaç bulut çekelim gökyüzünden
damarlarımızdan geçirelim ve birden
bırakalım suların üzerine
sen bir defa konuş, sen bir defa gül
kumlu ebrular yapalım seninle
serpmeli ebrular, bülbülyuvası
hercaimenekşe, gonca ve sümbül

yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında
yürüyelim seninle İstanbul´da
boğaziçi mağrur türkülerini
gözlerine baka baka söyleyin
martılar üşüyünce
denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi

anlayabilir misin
neden çıban gibi büyür bağrımda
büyür de kelebek olur bu sızı
kırmızıyı sevdiğini söyledin
bu yüzden mi günlerdir
İstanbul´da gül kokusu yayılan
tepeler kırmızı, sular kırmızı

İstanbul bilmeli ki, sahillerine
mehtabı taşıyan senin bakışlarındır
İstanbul bilmeli ki, limanlardan gemiler
önce senin yüreğine açılır
uzaklarda bir yerde
toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın
parmaklarında hüzün
sana doğru akan nehrin
ağlayan suretidir

bir elimizde umut
bir elimizde sevda
yürüyelim seninle İstanbul´da
musiki kesilsin, tükensin yazı
çaresiz kalınca mızrap ve şiir
ozan bir kenara bıraksın sazı
ressam fırçasına neden mi kızgın
tuvalde çizgiler, renkler kırmızı
kırmızıyı sevdiğini bilince
çekilir mi artık güllerin nazı

Anadolukavağı´nda her akşam
burcu burcu bir rüyadır hayalin
karanlık, hüznünü düşürür dağa
kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar
endamın her sabah iner toprağa

hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz
ayrılık acıyla süzülür kandan
nefesin fermandır Topkapı Sarayı´nda
dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler
öylesine yorgun, mahzun ve candan

İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda
uykusundan uyanınca fırtına
dalgalar türkümüze aşina olur
yüzümüze bakınca deniz fenerleri
sahibini arayan gemilerin
çığlığıyla vurulur

tarih heyelandır hainlerin ardında
İstanbul tarihin soylu anası
biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız
sevdayı kız kulesi´nden
yalıların burukluğu altında
geçiyoruz sokaklardan delice

anlayabilir misin
beyoğlu´nda gezinen
hayal kırıklığının benden türediğini
anlayabilir misin
kırmızı neden böyle
doldurur aynalara inleyen yüreğimi

sana giden yolların kavşağında
bir adam direniyor izini bulmak için
siliyor tanyerine akan alın terini
ufkunda sapsarı umudun rengi
mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah
arıyor sessizce kaybolan günlerini

Gülhane´de simit satan çocuklar
nasıl anlasınlar ellerimizin
neden böyle çekingen olduğunu
Ayasofya önünde tramvay bekleyenler
gökyüzüne dokunurken bu acı
kimdir diye sorsunlar içlerinden
birlikte yürüyen iki yabancı

biz gitsek de, İstanbul´da yine de
yıllar yılı gezinmeli bu sızı
benden bir yaralı şiir kalmalı
senden bir tebessüm, bir de kırmızı
Nurullah Genç

Logged
özge y
Öğrenci
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2



Teşekkür Sayısı :2
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #52 : 17 Ağustos 2008, 03:05:58 »

bu şiiri ibrahim sadriden dinleyice daha bi başka güzel oluyor bence


KIRMIZI ARABA

Süleyman kara bıyıklı bir işçidir
Ve bu kara bıyıklı Süleyman'ın hikayesidir
İş bulduğu günlerde evine dik dönmekte
Ve götürdüğü ekmeği yemektedir
Karısı Neriman ve oğlu Cevahir'le birlikte

Ne kadar zalim esse de rüzgar
Ne kadar belini bükse de ekmek parası
Aslan gibi bir adamdır işçi Süleyman

Onun Cevahir’i vardır
Cevahir altı yaşındadır
Çünkü gözleri çakmak çakmaktır
Çünkü Süleyman’a bir başka bakmaktadır

Bir pazar sabahı
Tutar babası Süleyman; Cevahir'in elinden
Ve yanında kader yoldaşı karısı Neriman
Çıkarlar gezmeye İstanbul’u inadına
Bir yol düşünür Süleyman
Ulan bu bahtı kapalı kentte
Yürümek de parayla değildir elbette
Üstelik Neriman’a hanidir istediği o naylon terlikle
Canından özgü Cevahirine
Bir gazozla bir simidi alabilecek kadar
Para da vardır cepte

Yürürler İstanbul şehrinin kalbine
Önce Nerimanın naylon terliği alınır bir seyyardan
Sonra da beğenirler simidin en hasosunu umutları Cevahir’e

Anlatır işçi baba Süleyman
İş ararken adım adım arşınladığı sokakları
Bak Cevahir işte şu Yeni Cami
Hem cami hem güvercinlerinin bakması nasılsa bedavadır

Bak Cevahir şu dumanı tütenler vapur
Şu çığlık çığlığa ağıt yakanlar martılardır
Hem vapurun dumanı hem vapurun düdüğü de bedavadır
Bak Cevahir şu uzakta görünen de köprüdür
Geçmesi değilse de onun da bakması bedavadır

O pazar günü
Kara bıyıklı işçi Süleyman
Karısı can yoldaşı Neriman
Ve gözleri çakmak çakmak olan oğulları Cevahir
Gezerler İstanbul şehrini böyle bedavadan

Ve birden mumun alevi söner
İstanbul’un yalanı biter
Nasıl olur bilinmez takılır Cevahir’in gözü
Bir oyuncakçı vitrininde
Pırıl pırıl yanan kırmızı oyuncak arabaya
Döner karabıyıklı dağ gibi babası Süleyman’a
Bana şu kırmızı arabayı alsana baba
Alsana be Süleyman
Canına can parçana
Bir oyuncak araba almayacaksan eğer
Yuh olsun sana
Nasıl olsa babası onu çok sevmektedir
İşin belası küçük Cevahir bunu bal gibi bilmektedir

Bir vitrindeki kırmızı arabaya bakar Süleyman
Bir karısı Neriman’a
Sonra takılır gözleri Cevahirin gözlerindeki umuda inadına
Ulan alt tarafı bir oyuncak araba
Dünya yansa yorganın yok içinde Süleyman
Alem çökse üstüne hayıfın çok Süleyman
Bakarsın cepteki son gazoz parasına
Cevahir’in o kocaman umuduna
Yakışır şu kırmızı araba

Bırakır karısı Neriman’la Cevahir’i dışarda
Girer iflah etmez bir umutla dükkana
Sorar dağ gibi Süleyman
Usta şu vitrindeki nazlı gelin
Şu zalımın ışıltısı
Şu bahtımın kara yıldızı
Şu İstanbul ağrısı
Şu Cevahir’in çakmak çakmak gözleri
Şu kırmızı araba kaç para
Bir Süleyman’a bakar adam bir arabaya
Çok para der hemşerim yani çok para
Süleyman cebinde bir gazoz parası
Yıkılmış bir dağ artığı
Bir tufan sonrası perişanlığı
Döner kapıya çıkmak için dışarı
Oğlu Cevahir
Kırmızı arabayla getirecek
Babasını beklemektedir
Nasıl olsa babası ordan
O kırmızı arabayla çıkacaktır
Nasıl olsa
Kara bıyıklı dağ gibi
İşçi Süleyman babasıdır
Yani Cevahir’in gözünde o
Dünyanın en güçlü
Dünyanın en zengin
Dünyanın en büyük adamıdır
Süleyman

Ama Süleyman
Eli boş çıkar dükkandan
Sorar Cevahir hani baba
Hani kırmızı araba
Sorar hesabı bulutlar dağa
Nasıl desin Süleyman
Nasıl desin adam yüreği
Ben onu sana alamadım
Benim ona param yetmedi diye
Başlar ağlamaya Cevahir
Başlar bulutlar ağlamaya
Yanar yerin yedi arzı
Ve güvercinlerin kalbi başlar kanamaya
Ulan istanbul yanar içine Süleyman’ın
Sorar Cevahir
Hani baba hani kırmızı araba
Martıları gösterir Süleyman
Bak ne güzel uçuyor
Cevahir martılar havada
Boş ver kırmızı arabayı
Baksana martılara
Bakmaz martılara Cevahir
Bakar yangın gibi arabaya
Ama bak der Süleyman
Ne güzel uçuyor martılar havada
Cevahir bir çocuktur küçük yüreğinde yer çoktur
Takılır gözü martılara
Gözünden sel olup akan kan rengi yaşlarını siler
Evet der ne güzel uçuyor martılar havada
Ve unutur gider Cevahir kırmızı arabayı

Unutur gider dalar gözleri martılara
Cevahir unutur unutmasına ya
Kara bıyıklı dağ gibi işçi baba Süleyman
Ömrü boyunca unutmaz o kırmızı arabayı
Her gece döşeğine yattığında
Uyumak için gözlerini kapadığında
Demir lokma gibi
Bir kırmızı araba takılıt durur kursağına
Bütün ömrü boyunca

İşte bu
Kara bıyıklı Süleyman’ın hikayesidir
Ve herkesin bir yerine
Birgün bir Süleyman acısı değmiştir

 İBRAHİM SADRİ
Logged
Sayfa: 1 2 3 [4] Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Ig-Oh Theme by koni.
Croco