|
Konu Başlığı: ne varsa eskide var abi... Gönderen: hilmi bolat üzerinde 19 Nisan 2007, 22:30:55 Mısır’da 1898 yılında Sir Flinder Petrie adlı bilim adamının ortaya çıkarttığı Kahoun Papirüsü ile 1862 yılında bulunan Smith Papirüsü ve 1873 yılında bulunan Ebers Papirüsü’nde gebelik, idrar hastalıkları, varisler ve gebelik testleriyle ilgili bilgiler yer alıyor. Müzelerde sergilenen papirüslerde yer alan bilgilere göre, hamile şüphesi olan bir kadın her gün sabah idrarıyla biri buğday, diğeri arpa dolu iki torbayı sularmış. Hamilelik şüphesi olmayan bir başka kadın da yine ayrı ayrı buğday ve arpa torbalarını idrarıyla sularmış. Hamilelik şüphesi olan kadının idrarla suladığı buğday ve arpa dolu torbalar, diğer kadının suladığı torbalardan daha önce çimlenirse, hamile olduğu anlaşılırmış. İki kadının suladığı buğday ve arpalar aynı anda çimlenirse hamilelik olmadığı ortaya çıkarmış. Hamile olan kadınların sabah idrarlarında aşırı miktarda hormon bulunduğu için, buğday ve arpa torbaları diğer normal idrarlarla sulananlardan çok daha önce yeşerirmiş. Günümüzde meyve ve sebzenin daha erken sürede yetiştirilmesi için hormon kullanılması da aynı yöntemin bir benzeridir.
Bebeğin Cinsiyeti Mısırlıların kullandığı yöntemde, doğacak bebeğin cinsiyeti de önceden tesbit edilebiliyordu. Hamile kadının idrarıyla sulanan tohumlardan, buğday taneleri daha önce filizlenirse bebeğin erkek, arpa taneleri daha önce filizlenirse bebeğin kız olacağı anlaşılıyordu. Prof. Julias Manger, 1933 yılında laboratuvarda kutuların içerisinde kurutma kağıtları üzerine yerleştirdiği buğday ve arpa tanelerini, idrarla sulayıp, Mısırlıların kullandığı gebelik ve cinsiyet belirleme yönteminin doğruluğunu ispat etmiştir. Günümüzde kullanılan gebelik testleri de, kadının idrarındaki hormon sayısının yoğunluğuna göre sonuç verir ve aynı esaslara göre uygulanır. Prof. Dr. Hulusi Köker de, Mısırlıların kullandığı gebelik testi yönteminin bilimsel olarak doğrulandığını ve hatta bebeğin cinsiyetinin de aynı yöntemle belirlenebildiğini onaylıyor. Doğum Kontrolü Mısırlılar, kadında kısırlığın tespiti için rahim ağzına (uteris) akşam yatarken sarmısak veya soğan yerleştirmişler. Sabah kadın uyandığında genzinde sarmısak veya soğan kokusu duyarsa tüplerinin açık olduğu ve gebe kalmasına bir engelin olmadığı anlaşılırmış. Koku duyulmazsa kadının tüplerinin kapalı olduğu, bu nedenle hamile kalamayacağı bilinirmiş. Ayrıca kadının rahminin içerisine paslanmayan metallerden olan altın veya gümüş yüzük konularak gebelik önlenirmiş. Arap kervancılar da bu yöntemi öğrenip, uzun çöl seyahatlerinde dişi develerin gebe kalmalarını önlemek için rahimlerinin içerisine temizlenmiş çakıl taşı doldururlarmış.[/color[/font]][/b] Konu Başlığı: Ynt: ne varsa eskide var abi... Gönderen: Gözde Şahin üzerinde 24 Nisan 2007, 20:01:07 işte bu da bilimin birikim işi olduğunun en güzel kanıtı
özellikle de doğum kontrolu kısmı çok pratik bi mantık haklısın hilmi ne varsa eskilerde var Konu Başlığı: Ynt: ne varsa eskide var abi... Gönderen: hilmi bolat üzerinde 25 Nisan 2007, 19:29:50 ya neye inannıyorum biliyor musun sanki bu yeni diye bize yutturdukları çoğu şeyin geçmişte bir iz düşümü var ..ve bir çok süslü ve anlamsız kelimelerle donatıp işte mucize dedikleri an hiç inanasım gelmiyor. bende ki geçmişe özlem de denebilir mi bilmiyorum...ve şu bilimin birikim dendiği zaman da aklıma hep endülüs emevilerinin neden kütüphenelerindeki bir çok mimari bilimsel ve kültürel geçmişini yıktıklarını anlamıyorum birikimse neden ve şu anda da orada kalmış bir iki kitapla avrupa havasını atıyor... ve inan ki bir gün biz de teknolojide ve bilimde ilerlersek ilk yapacakları şey hemen çalmak gücü yetmezse yıkmak yakmak.. zaten bugün de yapmıyor mu ki bizim profösörleri alıp alıp ülkeleri için çalıştırmıyor lar mı..duyduğumda şok oldum microsofword da 200 aşkın türk çalışıyormuş ne demek neyse benim ki de görüş işte yarın biz de aynısını yapmayacak mıyız sanki...
Konu Başlığı: Ynt: ne varsa eskide var abi... Gönderen: hilmi bolat üzerinde 18 Mayıs 2007, 01:09:32 işte bir kaç örnek daha...
Çiçek ve su çiçeği hastalıkları birbirlerine çok benzerse de aralarında bazı farklılıklar vardır. Bu farklılığa dikkati çeken ilk hekim Razi’dir. Razı, su çiçeği hakkında ilk defa bir monografi de yazmıştır. Ayrıca, Ali İbni Abbas, İbni Zühr, lbn Al Cassar gibi Müslüman hekimlerin bu hastalıklardan bahseden eserleri Yunanca ve Latinceye tercüme edilmiştir. Ibni Rüşd suçiçeğinin bağışıklık bırakacağını söyleyen ilk hekimdir. Ibni Sina ise çiçek hastalığının seyrini tarif etmiş, mevsimlerle münasebetine parmak basmış, gidişini ve komplikasyonlarını (ihtilat) anlatmıştır. Razi’nin çiçek ve kızamıkla ilgili “Kitab-el cüder yel Hasbe” adlı eseri, Latinceye çevrildiği gibi 1556’- da Fransızca’ya da tercüme edilmiştir. 1911’de basılan Almanca ve İngilizce tercümeleri de vardır. Avrupada ise ancak yüzyıllar sonra (1546’da Francastor tarafından) bu konuya temas edilmiştir. Razi’nin küçük hacimli şahaseri 1498—1866 yılları arasında 40 defadan fazla basılmıştır. Razi’nin, hastalığın bulaşıcı olduğunu söylemesi de enteresandır. Ayrıca İbni Şerif Abdulkahir, Ali bin Osman, Halepli Salih bin Nasrullah gibi daha birçok müslüman hekim ve hastalıklar hakkında yazılar yazmıştır. Çiçek hastalığı tarihçesinde söylenmesi gereken en önemli husus çiçek aşısıdır. Çiçek aşısının 1630 seneleri civarında İstanbul’da uygulandığı görülür. Feridun Nafiz Uzluk 7. 11. 1697 tarihli İstanbul’daki bir mezar taşında “Aşılamacızc5de hekim Ali Çelebi” ibaresini tespit etmiştir. Bu zatın 65 sene yasadığı kabul edilse, daha önce çiçek aşısı yapan babasının 1632’lerde bu işi yaptığı ortaya çıkar. Rıfat Osman da 1631 tarihli Aşıcı bir kadına ait Edirne kadısına yazılan bir hüküm den bahsetmektedir. 1846’da Mektebi Tıbbiye-i Adliye-i Sehane matbaasında basılan “Menafi ul-etfal” isimli eser- de 1679 senesinde Anadoludan çiçek aşısını yapmasını bilen bir adamın İstanbul’da 5-6 çocuğu aşıladığı ve bunu, Lady Montagu’nun işitip görerek İngiltere ‘ye yazdığı belirtilmektedir. Hatta, Cevdet Paşa meşhur tarihinde, çiçek aş ısının ilk önce Anadolu Yörükleri tarafından yapıldığını, böyle bir yörüğün İstanbul’a gelerek çocukları aşıladığını ve bunu Lady Montagu’nun duyup İngiltere’ye yazdığını kaydeder. Cevdet Paşa bu uygulamanın Timonlus ve Lady Montagu’nun tarif ettiği şekilde insandan insana değil de (inokulasyon şeklinde), daha sonra Jenner’in keşfettiği şekilde inek memesinden insana yapılan şekliyle olduğunu da kaydetmektedir. Şimdi bu aşının bizden Avrupa’ya geçtiğini gösteren tarihi vesikayı ele alalım. 1 Nisan 1717 tarihinde Edirne’den Lady Montagu tarafından, arkadaşı Miss Sarah Chiswell’e yazılan mektubu görelim. Mektup “A propose of distempers, I am going to tell you a thing” şeklinde başlıyor. Biz mektubun tercümesini verelim: “... Hazır hastalıktan bahsetmişken size bir şey anlatacağım ki onu okuyunca burada olmayı arzu edeceksiniz. Biz de çok mebzul ve vahim olan çiçek hastalığı, burada aşı denilen bir ameliyenin icadı dolayısıyla tamamiyle zararsız bir hale getirilmiştir. Birçok ihtiyar kadınlar vardır ki Eylül ayında sıcaklar hafiflediği zaman, bu ameliyeyi yapmayı kendilerine iş addetmişlerdir. A hali birbirlerine haber yollayarak aileden birisine çiçek aşısı isteyip istemediğini sordururlar. Bunlar bir yerde toplanırlar. On beş, on altısı bir yere geldi mi ihtiyar kadın elinde içerisi en iyi çiçek cerahati dolu bir fındık kabuğu ile gelir ve size hangi damarınızı açtırmayı istediğinizi sorar. Sonra derhal gösterdiğiniz yeri büyük bir iğne ile size hiç ızdırap vermeden acar ve damarın içine iğnenin başının alacağı kadar bu zehirli damladan koyar ve sonra yaranın üstüne bir boş ceviz kabuğu koyarak kapatır. Aynı surette birkaç damar daha açar... Onlar aş iyi bacaklara ve kolların görünmeyen yerlerine yaptırırlar. Aşı yapıldıktan sonra çocuklar ve küçük hastalar bütün gün oynarlar ve sekiz saat için tamamiyle sıhhatlidirler. Sonra ateş ve nöbet başlar ve iki üç gün yatakta kalmağa mecbur olurlar. Çocukların yüzlerinde yirmi veya otuz kadar ufak çıban çıkar ki bunlar hiç iz bırakmazlar ve sekiz gün içinde hastalıktan evvelki haline gelirler. Yara açıldığı yerde hastalık devam ettiği müddetçe cerahat akar ki zannedersem pek faidelidir. Her sene binlerce kişiye bu ameliye yapılır. Fransız sefiri latife kabilinden, burada çiçek aşısını içmelere gider gibi kolaylıkla yapıyorlar, diyor. Çiçek aşısından ölmek varit değildir. Ve emin olabilirsiniz ki bu tecrübenin emniyetine kaniyim. Çünkü küçük sevgili oğluma da tat bik ettireceğim. Bu faideli keşfi İngiltere’ye ithal edecek kadar sadık bir vatandaşım. Eğer varidatlarının birer kısmını feda ederek insaniyete yardım edecek kadar fazilet sahibi olanını bilseydim, bizim doktorlardan bazılarına bilhassa yazmayı ihmal etmezdim. Fakat bu hastalık onların çok işine yarar. Hatta bu suretle çiçek hastalığını ortadan kaldırmağa azmetmiş ademe km ve garaz beslenir. .5 ay et yaşar ve geri gelirsem onlarla mücadele etmekte kendimde cesaret bulabileceğim. Bu vesile ile dostunun kalbindeki kahramanlığa hayran olmalısın ‘ Montagu’nun bu mektubu çiçek aşısının bizden Avrupa ya geçmesine vesile olmuştur. Lady Montagu oğlu henüz üç aylık iken, İstanbul’da İngiltere’den getirmiş olduğu cerrah Metiland vasıtasıyla (fakat Türkiye’de öğrendiği usul ile) aşılatmıştır. Cerrah Metiland İngiltere ‘ye dönünce bu aşı hakkında 1772 senesindeki iki eser yazmışsa da pek alaka uyandıramamıştır. Ancak sonraları Lady Montagu‘nun İngiltere’deki kızını da saray hekimlerinin huzurunda aşılatması büyük bir alaka uyandırdı. Daha sonra İngiltere Veliahtının hanımı da bir çocuğunu çiçek hastalığından kaybetmek tehlikesi ile karşılaşınca, Lady Montagu gibi, bütün ailesini aşılatmak için kraldan izin istedi. Ancak kral 6 idam mahkumu üzerinde bu aşıyı tecrübe ettirerek zararsız olduğuna inandıktan sonra torunlarına da yapılması için izin verebildi.
Powered by SMF 1.1.1 |
SMF © 2006, Simple Machines LLC
Joomla Bridge by JoomlaHacks.com |